Prototürk dilinin yarandığı ilkin Atayurd

Prof. Dr. Feridun Ağasıoğlu (Celilov)

(Urmu teorisi) 
Prototürk dilinin hanki çağda dağılıb batı ve doğu kollara ayrıl­ması probleminin Türkolojide doğru yorumu yoktur. Bunun nedeni türk dili, glottogenezi, tarihi gramer ve tarihi dialektologiya sa­ha­sında ciddi araştırmanın olmaması, Türk dili ailesinin ve Prototürk dilinin hanki mekanda ve hanki çağda ya­ran­ması, özellikle hanki çağda dağılması hakkında söy­lenen fikir­lerin arkeoloji bel­ge­lere dayanma­masıdır. Bu nedenle Türklerin etno­ge­nezi haqqında Türkoloji ilminde çok farklı fikirler ortaya çıkmıştır. Türko­lojide derin kök salmış, lakin sübut olunmamış yanlış “Altay dil ailesi” teorisi ise türk etnogenezi ilmini çıkmaza sok­muştur.
 atayurd

Ayrı-ayrı dialektlerin kavuşması ile yaranan büyük dil aileleri, yani protodiller m.ö. IV binyılda iklim değişmeleri nedeni ile başlanan göçlerle çeşitşi kollara ayrılmış ve ayrı-ayrı çağlarda bu kollardan yeni dialekt­ler, diller türemiştir. Orta Avrupada yaranmış proto­hind­avrupa, Uralda yaranmış protofinuqor, Kuzey Kafkazda yaranmış protokafkaz, Arabistan yarımadasında yaranmış protosami ve başka dil ailelerinin geçtiği bu yol Türk dil ailesi için de geçerlidir. Böyle ki, Ön Asyada yaranmış prototürk dili m.ö. IV binyı­lın ortalarında batı ve doğu kollara ayrılmış, doğuya giden prototürk urugları Orta Asyadan İtil yakalarına ve Altaya kadar ayrı-ayrı bölgelerde ikinci Atayurdlar salmış­lar.

Milattan önce IV-II binyıllar arasında doğuya miqrasiya etmiş doğu türk kolunun Altayda saldığı ikinci Atayurd yanlış olarak Türk­le­rin ilkin Atayurdu gibi yorumlanmıştır. Bu problemi ayrı-ayrılıkta arkeoloji, kültür, etnografik ve dilçilik açısından çözmek isteyenler olmuştur. Lakin türk etnosunun tarihine kronoloji ardıcıllıkla değil, diakroniya dışında tarihin belli sinkron kesiğinde bakılmış, arkeoloji belgeleri göze almadan Ön Asya dışında nerede türk varsa, orası ikinci degil, ilkin Atayurd sayılmıştır:
Doğu Asya (Menges); Uzak Doğu, Mancurya, Khingan dağları (Ramstedt); Mancurya ile Mongolustanın güneyi (Parker); Amur çayı dolayları (Yavuz); Baykal gölünün doğusu (Tomaschek); Baykalın güney-batısı (Koppers); Baykaldan Gobu çölüne kadar (Gahz); Altay dağları (Klaprothe, Hammer, Schott, Castren, Vamberi); Altayın doğusu (Radlov, Ligeti); Altay-Kırgız bozkırları (Menghin); Kazakıstan (Eickstedt); Tanrı dağları (Tyan-Şan)  – Asyanın kuzey-batı bölgeleri (Stızygowsky);  Tanrı dağları bölgesi (Almasy); Tanrı dağının kuzey-batı yakaları ile Aral gölü arası (De Guignes, Togan); Altay ve Ural dağları arası ile Aral gölü bölgesi (Nemeth); Ural-Altay arası (Rasonyi); İrtış-Ural arası (Zichy); Orta Asya (Poppe, Günaltay) ve b.

Göründüğü gibi, türklerin ilkin Atayurdu Mancuryadan Ural dağlarına kadar muhtelif bölgelerde gösterilmiştir. Halbuki bu prob­lemin çözül­mesi tarihi göçlerin çağını ve yönünü bellemeğe çok bağlıdır. Ön Asya ve Güney Kafkazda m.ö. IV binyılın ortalarında başlanan kuraklık sonuçunda buradan kuzey ve doğu yönlere ilk bü­yük göçler olmuştur. Orta Asyada yerleşen prototürk uruglarının bir kısmı kuraklığın artması nedeni ile m.ö. II binyılda daha ileri giderek Ural ve Kazakistan arası bozkırlarda yerleşmişler.[1] Türk boylarının toplum halda yerleştiği yeni bölgeler onların ikinci Atayurduna çev­rilmiştir.

atayurdi
Coğrafi durumuna göre m.ö. IV-II binyıllar arası dönemde artık türk yurduna çevril­miş Orta Asya sonralar türk boylarının muhtelif yönlere migrasiyası yolunda köprü rolunu oynamıştır. Doğu türk urug­­larının bir kısmı Orta Asya ve Kazakistan üzerinden geçerek bugün hakas, altay, tuva halklarının Atayurdu olan Altay bölgesine girmişler. Altayda m.ö. XXV-VIII asrlar arası bir-birinin ardıca orta­ya çıkan Afanasyevo, Andronovo, Karasuk ve Tagar arkeoloji kül­tü­rünün batıdan gelmesi bellidir. Bura gelenlerin içinde türk urugla­rı­nın olması ihtimali de vardır, lakin m.ö. VIII yüzyıldan görünen Aldıbel kültürü ile m.ö. V-III asrlara aid Saglı kültürünü taşıyanların türklüğü kuşkusuzdur.Arjan (m.ö. VIII-VII) ve Pazırık (m.ö. V) kurganları bunun aydın göstergesidir.
 İkiçayarasına V binyılda gelen sumerlerden sonra III-I binyıllar boyu dalgalarla buraya sami urugları (akkad, asur, aramey, arab) gelmişler. II binyılın başında kuzey-batıdan Orta Anadoluya hindav­ru­padilli hettler, VIII-VII yüzyıllarda frig vehaylar, kuzeyden Güney-Doğu Anado­luya ise II binyılın başında kafkazdilli hurriler ve aynı binyılın sonunda urartular gelib yerleşmişler. Karadenizin kuzeyin­den kalkarak Orta Asya üzerinden Afganistanın kuzeyindeki Areya bölgesine gelen ari (hindiran) urugları orada m.ö. II binyılın sonla­rında iki kola ayrılmış, biri Hindistana, diğeri de m.ö. VIII yüzyılda İra­nın güneyinde adı türkce Bars (Fars) olan bölgeye gelibyerleşmişler.
  atayurd3
  Göründüğü gibi, Ön Asyada prototürk yurdları bura gelen başka dilli etnoslarla dolmuş, türk uruglarının çoğu ise doğu bölgelere geç­miş­­ler. Aynı durumu o çağlarda Ön Asyadan Hindistana köçen proto­dravidler de yaşamışlar. Böylece, sakaların m.ö. VII asrın başla­rında Ön Asyaya dönüşüne kadar buranın etnik demografyası önemli dere­ce­de değişmiştir.
 Türk halklarının sonrakı Atayurdlarından köklü şekil­de fark­la­nan prototürk etnosunun ilkin Atayurdu problemi, onun tarihi-coğrafi sınırları antropoloji, arkeoloji, tarihi, coğrafi belgelerle yanaşı, dil­çi­lik, folklor, etnografik ve mitoloji belgelerin tarihi-mukayiseli tahlili ve kompleks analizi ile öğrenilmelidir. Size sunulan bu bildiride ama­cı­mız problemin çözümü değil, onun gündeme getirilmesi ve mesele­nin koyuluşuna ışık tutan bazı belgeleri dikkatinize arz etmek­tir.[2]
 

kafa tası1.Antropoloji belgeler.Avrupoid ırkın Aralıgdenizi tipine ait dolikokefal türk etnosunun doğuya migrasiya etmiş urugları orada binyıllar boyunca iç-içe yaşadıkları brakikefal ve mongoloid tiplerle karışmış, Ön Asyaya dönen türk boyları hafif da olsa, bu antropoloji cizgilerle geri dönmüşler. Atayurddan uzak düşme­yen türkmen-azer boy­la­rında ise ulutürk çağın­dan kalma klassik Ön As­ya antropoloji görkem daha kabarık kalmıştır.

Altayda gerçekle­şen türk-mongol karış­ma­sı Hun çağında inten­siv­leşmiştir. Minusin çuku­runda hala m.ö. VII-IV yüzyıllarda ahalinin çoğu av­ru­poid idi, yalnız Taştık kültürü (m.ö. III – m.s. V) çağında burada mongoloid ve karışık tipler görünür. Tuva-hakas bölgesi avrupoid brokikefal tipin formalaştığı arazidir. Çağdaş hakaslarda mongoloid cizgiler kabarık olsa da, Taştıklı protohakaslarda mongo­loid cizgiler hala zaif idi, hatta m.s. VII-X yüzyıllara kadar Tibet ve Çin kaynakları onları mongol-tibet boylarından farklı “sarısaç ve gökgöz” insanlar gibi veriyorlar.[3]
Hakas-sagay toplumundan ayrılıb doğuya giden saha(yakut) boyları Baykal yakasında mongoloidlerle daha davamlı kaynayıb-karışmış ve burası sahaların ikinci Atayurduna çevrilmiştir. Sonralar kuzey-doğu bölgelere geçen ve fiziksel görkemi mongol-tunguslara yakın olan sahaların dilinde de türk dilleri ile olan fark artmıştır.
Antropoloji belgelerle yanaşı kanın terkibi ve bazı hastalıklar da türklerin Atayur­dunu doğuda değil, Ön Asyada olduğunu gösteren bioloji belgedir. Azer türklerinde yalnız genle nesilden-nesile geçen talassemiya ve ona benzer hastalık Aralıkdenizi bölgelerinde 4-5 bin­yıl önce yayılmıştı.
2. Arkeoloji kültür belgeleri. Etnoar­keoloji metodun gereklili­ğini, etnik tarihin aşamalar üzre öğrenil­me­sinde tarihi-mukayiseli dilçilik, paleografiya ile yanısıra etnik arkeolo­ji­nin geniş imkan açtığını vurgulayan A.Barta yazıyor: “Ne yazık ki, arkeoloji kültürde etnik iden­tifikasiya için hala vahid metod yoktur”.[4]
İclamöncesi yazılı kaynaklarda tasbit olunan türk bölgele­ri­nin arkeoloji kültürüne dayanarak daha eski çağlara aid analoji kül­türün etnoarkeoloji özellikleri arasında paralellik arayıb mukayiseler apar­mak ilmi metoda aykırı değildir. Bu yönde aparılan araştırmalar gös­teriyor ki, türk etnoarkeoloji kültürünün kaynağı Dicle çayının, Van ve Urmu göllerinin havzasıdır. Prototürk etnosuna aid arkeoloji kültürde etnik özellik kendisini bükülü basırık (sonralar atlı ba­sırık, bal­bal, daşba­ba ilave edilmiştir) ve kurgan kültüründe gösteriyor. Prototük çağında ÖnAsyada bir-birinin devamı gibi yaranmış arkeoloji kültürlerin(Carmo, Halaf, Hasun, Kür-Araz) dışarıdan gelmesi faktı yoktur, dışarı ta­şın­ması faktı vardır. Lakin türklerin eski migrasiyasını doğudan batıya olduğunu yazanlar arkeoloji kültürün kronolojisini ve yerdeğişme yönüne önem vermeden göçün yönlerini tersine veriyorlar. İkiçayara­sın­da Halaf kültürü üzerinde yaranmış kuzeyUbeyd kültürü sonralar Tükmenistanın güne­yinde (Göksur 1) ortaya çıkıyorsa, Anau kül­türünün batı kolu Tah­ran çevresi kültürün devamı, doğu kolu ise (Moncuklu-depe) İrandakı Sialk,hatta İkiçayarasındakı Hasun kültürünün devamı­dırsa, onda göçün yönün doğudan batıya nasıl oluyor? Halbuki bu arkeo­lo­ji abideleri araştıran uzmanlar göçün yönünü doğudan batıya oldu­ğunu defalarca vurgulamışlar.[5] Bunu da unutmamak gerekir ki, Güney Sibirde neolit çağı Ön Asyadan 4 binyıl sonra başlanmıştır.
cografi3. Etnografik belgeler. Tarım, koyunçuluk, atçılık, demirçi­lik, halça­çı­lık sanatının, teker ve arabanın Ön As­ya­da yaranıb buradan etraf bölgelere ya­yıl­ması bellidir. Doğu türklerde özünü gös­teren atlı ve bükülü basırık (ölü gömme) kültürü, mitoloji ve folklor motifleri, eski inanc ve kultlar, kozmonim ve teonimler, hatta “tanrı” (tenger) sözünün kendisi de Ön Asya kökenlidir.[6] Türk bası­rık geleneğinde yay­gın olan balbal, daş­baba örneklerinin en eskisi son yıllarda Hakkaride bulunmuştur.[7] Daşbaba gele­ne­ğinin türk göçlerile buradan Avrasya bozkırlarına taşınması kuşku doğurmuyor.
4. Tarihi demografya. Prototük boylarının zaman-zaman Ön Asyadan gitmesi burada türk etnosunun sıklığını azaltsa da, 2700 yıl önce başlanıb XI-XII yüzyıllara kadar dalga-dalga devam eden geri dönmeler eski Atayurdda türklerın sayını artırmıştır. Önce doğuya, sonra batıya olan türk göçlerinin benzer ve farklı nedenleri vardır. İlk doğu göçleri uzmanların “büyük migrasiyalar çağı” adlandırdığı m.ö. IV ve II binlerin ortalarında gerçekleşmiştir.[8] O çağda yük ve koşku hayvanlarının yardımı ile Ön Asyadan dışarı göçleri Urmu-Van gölleri arasında yaranmış ilk teker-araba da kolaylaştırmış, m.ö. II binyılın ortalarında ise atçılık, ata binme atlı-arabalı bozkır türklerine kısa zamanda daha uzaklara gitmek imkanı vermiştir. Altay eposla­rında yerli faunaya yad olan batı bölgelere aid hayvanlar vardır.[9]
Tarihi göçlerin bir kısmı iklim, landşaft değişmeleri, kuraklık, yiyecek kıtlığı, epidemiya, savaş, deportasiya nedeni ile, bir kısmı da ahalinin artımı ve yeni barınacak bölgelerin aranması ile gerçekleşiyor. Miladın ilk yüzyıllarında Mongol-Altay bölgelerinde başlanan kuraklık hunların batıya göçleri ile sonuçlanmıştır. Çinin kuzeyindese III yüzyılda devam eden kuraklık, aclık ve savaş dağıntıları ile ahalinin sayı  %80 azalmıştır.[10]
Bazen biosferde yaranan uygun şerait bölge halkına teper ve­rip passionerliğini artırıyor. Göktürkler çağında kırgızların 80 bin askeri vardı, XI yüzyılın başında ise onlar savaşa 400 bin asker çıkara biliyorlardı.[11] Orta Asyadan oğuz-türkmen boylarının Azer­baycan, Irak ve Ana­do­luya göçmesi nedenini o çağın arab yazarları “ai­le­lerin çoğalması” ile izah ediyorlardı.[12]
Tarihi köçlerin nedenini, türünü, yönünü gösteren antropoloji, arkeoloji, demografik, onomastik belgeler, kaya resmleri, tamgalar ve yazılı kaynaklar öğrenildikce eski türklerin etnik çoğrafyası da kendi gerçek yüzünü gösteriyor. Tanınmış türkolog A. N. Samoyloviç kırk yıl sovyet dilçilik mektebinin lideri olmuş akademik N.Y. Marrın bu söz­le­rine yüksek değer vermiştir: “Aralıkdenizi kıyılarında(sahillerinde) türklerin tarihi varlığı yunan ve latın dillerinin yaranmasından, yunan-rum dünyasının ortaya çıkmasından evveldir”.[13]
5. Onomastik belgeler. Türk onomastikasının Ön Asya yazılı kaynaklarında yer alması ve aynı adların sonralar Güney Avrupadan Güney Sibir ve Türküstana kadar geniş bölgelerde ortaya çıkması kronoloji ardıcıllık bakımından migrasyanın yönü ve çağı hakkında bilgi veriyor. Ön Asyada işlenen türkce çay, dağ ve yer-yurd adları, şahs ve boy adları buradan giden boyların etnik yaddaşında yaşamış, yeni Atayurdda yeniden işlenmiştir.Yazılı kaynaklar m.ö. III-I binyıllar boyu Ön Asyada Subar, Aratta, Kut, Turuk (Türk), Kumuk, Kuman, Alban, Aran, Saka, Kaspi, Ermen, Bars, Padar, Azar (Azer), Gamer, Göger, Gar­gar, Sangi-but (Zengi boyu), Kaşkay, Urmu, Kızıl-bud Kızıl boyu),Polad ve b. siyasi kurumla­rın (bölge, ülke, şehir, devlet, beylik) adını çekiyor ki, bunların ekseri türk etnotoponimleridir.
6. Dilçilik belgeleri. Monsillabik dönemi ilkin Atayurdda geçen Proto­türk dili dağılanda artık stabil gramatik kuruluşa, zengin leksik bazaya malikdi. İkiçayarasına gelip türklerle komşulukda yaşayan sumerle­rin diline geçen sözler sırasında bu fiiller vardır: dur-, düş-, de-, tök-, get-, it-, kaç-, kal-, koru-, çap-, tak-, deg-, eş-. Türkizmler başka komşu halkların (hat, elam, kassi) ve bura gelen akkad-asur, hurri-urartu, hettlerin diline de geçmiştir. Ön Asya izoglosları sıra­sında kut, tengri, dağ, tepe, su (sub), kab, bars, börü gibi yüzlerle söz, türk adları (Alpan, Turan, Tarkan, Ugur, Kamata ve b.) vardır. Saka­ların Ön Asyaya dönüşünden önce türklerin buraya gelmesi hakkında ar­ke­oloji ve yazılı belge yoktur. Bu halde m.ö. III-I binlere aid bu kadar türk sözü nereden çıktı? Tabii ki, Altay teorisi başka soruları cevapsız bıraktığı gibi bu soruya da cevap veremiyor.
           Doğuya giden türklerin dil ve kültür teperi Orta Asya, Altay ve Türkistan bölgelerindeki geosiyasi ve etno­lingvistik alanda hege­mon duruma çıkmış, bölge halkları ile bilingvizm şeraitinde yaşamış­lar. Mongol ve tunguslarla iç-içe yaşam ise “türk-mongol-tungus dil birliği” yaratmıştır. Böyle birlik genetik akrabalık değil, sonraki kon­takt ile yaranmıştır, burada söz konusu “dil ailesi” değil, “dil birliği” olma­lı­dır.[14]
Türk dillerinde ileri sözünün “doğu” anlamı doğuya giderken yaranmıştır. Reng bildiren türk sözleri ise ilkin Atayurdun çevresinde denizlerin hanki tarafda bulunduğunu gösteriyor: Kara (kuzey), Kızıl (güney), Ak (batı), Gök (doğu). Türk Atayurdundan güneyde Herodot Fars kör­­fezinin de Kızıl//Kırmızı adlandığını yazıyor. Doğuda ise iki Gökgöl vardı ve Kaspinin bir adı da Gökdeniz idi. Göründüğü gibi, Ön Asyanın denizleri de türk Atayurdunun koordinatlarını sergiliyor.

N o t l a r:

[1] Doğu Aralıgdenizi antropoloji tipinin m.ö. IV-III binyıllarda Güney Türkmenis­tanda görünmesi (Etnografiya i arkheologiya Sredney Azii.Moskova, 1979, 10-14);
III binyılın başlarında Güney Azerbeycandan Orta Asyaya arkeoloji kültür sızmala­rını gösteren boyalı-nakışlı keramik kabların ortaya çıkması (Avdusin D. A. Arkhe­ologiya SSSR. Moskova, 1977, 72-76); II binyılın ortalarında Türkmenistanda Altın­tepe meskeninin dağılması ve ahalinin Kuzey Afkanistan – Güney Özbekistan ta­rafa (Sappalı, Gonur, Daşlı) geçmesi (İstoriya Drevnego Vostoka. Moskova, 1979, 319); ve Urmu havzasından doğuya olan köçler m.ö. IV-II binlerde migrasyanın batıdan doğuya olduğunu gösterir.
[2] Prototürk Atayurdu, dili, dialektleri, arkeologiyası, boyları, etnografyası hakkında tarihi belgeler bu kitablarda verilmiştir: Ağasıoğlu F. (Celilov).Azerbeycan dili morfonologiyasından oçerkler (1985); Azerbeycan dilinin morfonologiyası (1988); Azer halkı (2000; 3-cü baskı 2005); Kadim türk eli. Saka-Gamer boyları (2006); Tanrı elçisi İbrahim (2007) ve 9 cildde yazılıb hala basılmamış “Dokuz Bitik” (İslamakadar türklerin tarihi).
[3] Po sledam drevnix kultur. Ot Volgi do Tixogo okeana. Moskova, 1954, 199.
[4] Barta A. Problemı etniçeskoy arxeologii v Uralistike i Altaistike. “Uralo-Alta­is­tika”, Novosibirsk, 1985, 11-13.
[5] Eneolit SSSR, Moskova, 1982, 34; Sarianidi V. İ. Drevnie svyazi Yujnogo Turk­me­nistana i Severnogo İrana. “Sovetskaya Arxeologiya”, №4, 1970, 24.
[6] Etnografik gelenekler daha konservativ olur. Özellikle, ölü bastırma adeti binyıllar boyu degişmeden devam edir. Bu bakımdan, m.ö. IV-III binlerde İkiçayarasında yaşayan subar boylarının bükülü basırık geleneyi önemli belgedur. Rus tarihçileri yazır: “Subarlar tabiat olaylarını ilahileştirib o biri dünyanın varlığına inanırdılar. Açılan mezarlarda kab-kacak, daş ve kemik aletlerle birlikde bükülü bastırma adeti görünür” (Avdiyev V. İ. İstoriya Drevnego Vostoka. Leningrad, 1948, 358). Ölünün bükülmüş halda mezara koyulması türklerde İslamakadar devam etmiştir.
[7] Севин В.  Щаккари ташлары. Чыплак савашчыларын эиземи. Истанбул, 2005
[8] Zablotska Y. İstoriya Blijnego Vostoka v drevnosti. Moskova, 1989, 43.
[9] Sagalayev A. M. Mifologiya i verovaniya altaytsev. Tsentralno-aziatskie vliyaniya.  Novosibirsk, 1984, 69.
[10] Gumilyev L. N. Geografiya etnosa v istoriçeskiy period. Leningrad, 1990, 74.
[11] Togan A.Z.V. Umumi Türk Tarihine giriş. I c. (III baskı), İstanbul, 1981, 143.
[12] Aynı kaynak, 146.
[13] Samoyloviç A. N. Turkologiya i novoe uçenie o yazıke. “AN SSSR, XLV, Akad. N.Y. Marru”, Moskova-Leningrad, 1935, 119.
[14] “Altay dil ailesi” teorisinin yanlış olduğunu yazan komparativist ve türkolog alimlerin (G. Clauson, V. Kotviç, B. A. Serebrennikov, G. D. Sanjeyev, G. Dörfer, F. Zeynalov, B. Ögel, A. M. Şerbak ve b.) sayı artmagdadır.
Reklamlar
Categories: Məqalələr | Etiketler: , | 11 Yorum

Yazı dolaşımı

11 thoughts on “Prototürk dilinin yarandığı ilkin Atayurd

  1. Anton

    Etnisite icin sözler degil DNA lar konusabilir ancak. 90 senedir Türkü ispatlamaya ugrastiniz artik yoruldunuz argüman bitti. Dag Türkleri olan Kürdleri duyduk, Zaza Türklerini, Manav Türklerini ve dahasi Pomak Türklerini, siyaset ile ilimi ayiralim.

    • Halil

      Sahi mi

      DÜNYANIN EN ESKİ GENİ

      İnsanlığın bilinen en eski genetik kökeninin, Kazakistan’da yaşamakta olan bir TÜRK’te bulunduğunu biliyor musunuz?..

      Batılılar, kendileri köksüz, medeniyetsiz olduğu için böyle araştırmalar yaparlar.
      Ama biz “TÜRKLER delikosefal mi, brokosefal mi? diye bir araştırma yapınca (1930’lar), “kafatasçı” oluveririz!..
      LALE GURMAN Prof. Spencer Wells’in National Geography’de yayınlanan bir belgesel’ini anlatırken bu hususa değiniyor… Aynen veriyoruz:

      – “kan ile, kemik ile ilgilenen bizler olsaydık “kafatasçı”, “faşist” olarak etiketlendirilirdik, oysa ilgilenenler yabancı olunca bunun adı, ‘bilimsel çalışma’ oluyor. Prof. Spencer Wells, bir genetik antropoloji araştırmacı… DNA’yı esas alarak, insanın dünya üzerindeki yayılımını araştırmakta… 100 bin yıl içindeki göç hareketleri ile ilgilenmiş. Hemen başta söylediği: Yaşam Afrika’da başlamışsa da, bakılıp büyütüldüğü yer, ORTA ASYA’dır (Yani TÜRKİSTAN’dır). Bu video’da Spencer Wells, KAZAKİSTAN’da yaşamakta olan NİYAZOV’a giderek tanışıyor ve anlatıyor. Wells’e göre; insanlığın ortaya çıkışı 60 bin yıl kadar önce Afrika’dan…. Yine ona göre, 45 bin yıl kadar da önce, asıl çoğalma ve yayılma ORTA ASYA’dan (yani TÜRKİSTAN’dan) olmuş.”

      – “Wells, Niyazov’un DNA’sını ve kanını incelemiş ve Niyazov’un 2 bin kuşaktır etnik saflığını koruduğu ortaya çıkmış. Tüm Avrupa, Rusya, Kızılderililer ve kuzey Hintliler dahil, 1 milyardan fazla insanın atasının bu ORTA ASYALI (yani TÜRK) NİYAZOV’un ailesinden geldiği genetik antropoloji ile belirlenmiş. Wells KAZAKİSTAN’daki 2 bin kişiden kan ve DNA örneği almış. Bunlardan NİYAZOV’unki olağan dışı önemli. Çünkü NİYAZOV 40 bin yıl önce burada yaşamış olan bir aileden gelmekte… Genetik olarak M 173 –yani ORTA ASYA işareti (yani TÜRK damgası)- denilen DNA damgasını taşıyan ilk kabileden bir üye, NİYAZOV… Başka bölgeden biri ile karışma olmamış. Bu özel damganın tüm kuzey yarımkürede yayıldığı ve 1 milyardan fazla insanın DNA’sında bulunduğu bilinmekte… NİYAZOV’un atalarından gruplar kuzey yarım küreye yayılmışlar; Avrupa, Rusya, kuzey Hindistan, Asya’nın bazı bölgeleri, kuzey ve güney Amerika nüfusunu oluşturmuşlar. Kabilenin geri kalan üyeleri KAZAKİSTAN’daki aynı yerde yaşamaya devam etmekte…Wells’e göre NİYAZOV 2 bin kuşak (40 bin yıl) burada yaşamakta olan bir aileden gelme. Y-kromozomuna dayalı çalışmalar yapıldığında NİYAZOV’un varlığı, çok büyük önem taşımakta.”

      – “Wells bu video’da TÜRK sözcüğünden hiç bahsetmemekte… (Batılılar TÜRK’ten hiç bahsetmez!) NİYAZOV bir ara, ‘UYGURLAR, TACİKLER, PAMİRLER’den önce,’ diye bahsederken hemen keser, ‘Herkesten önce DNA’nın ne olduğunu biliyor musun?’ diye sorar. ‘Evet’ yanıtını aldıktan sonra kaldığı yerden devam edemez) Wells, UYGUR’u, PAMİR’i, TACİK’i sıralarken, o anda NİYAZOV’un hafifçe, ‘TÜRKİ’ dediği duyulur ama devamı gelmez, havada kalır. (Yani NİYAZOV ‘UYGURLAR, TACİKLER, PAMİRLER’den önce TÜRKÎLER vardı,’ diyecekti, diyemedi. Hoş, onlar da TÜRK ama, sonraki boylar.)”

      – “Wells TÜRK sözcüğünü hiç ağzına almaz ama, ‘gece 9.’da doğu Kürdistan’dan yola çıktık’ diye bahseder; artık Kürdistan’ın doğusu neresiyse?! (Güney Azerbeycan olmasın? Arkası da TÜRKİSTAN) Bu sıralarda ülkemizde birileri TÜRK’süz anayasa için harıl harıl çalışırken, bir yerlerde başka birileri de TÜRK’süz tarih, TÜRK’süz bir dünya hazırlamak için var güçleriyle çalışmakta… Oysa İstanbul Üniversitesi’nin hocalarından Alman Prof. Neumark demişti ki:

      – “Tarihten TÜRK çıkarılırsa tarih kalmaz. OSMANLI arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir.”

      http://www.angelfire.com/tn3/tahir/trk28a.html

      Ayrıca:

      bu da senin gibi Türk’ü görmek istemey ama hep gözüne sokulan biri

      Journey of Man

      Today, there is general agreement that Homo erectus, the precursor to modern humans, evolved in Africa and gradually expanded to Eurasia beginning about 1.7 million years ago.

      By around 100,000 years ago, several species of hominids populated the Earth, including H. sapiens in Africa, H. erectus in Southeast Asia and China, and Neandertals in Europe.

      By around 30,000 years ago, the only surviving hominid species was H. sapiens.

      But when did we leave Africa and where did we go? Here’s where opinions diverge widely.

      Wells says his evidence based on DNA in the Y-chromosome indicates that the exodus began between 60,000 and 50,000 years ago.

      In his view, the early travelers followed the southern coastline of Asia, crossed about 250 kilometers [155 miles] of sea, and colonized Australia by around 50,000 years ago. The Aborigines of Australia, Wells says, are the descendants of the first wave of migration out of Africa.

      Many archaeologists disagree, saying the fossil record shows that a first wave of migration occurred around 100,000 years ago.

      “Archaeological evidence suggests that there were modern humans in at least two places in the Levant region of the Middle East 90,000 years ago,” said Alison Brooks, a paleoanthropologist at George Washington University in Washington, D.C. “They disappear from the Levant about 10,000 years later, but could have survived further south in Asia—we just have no evidence.”

      “There’s also evidence,” she added, “of Homo sapiens in Australia 60,000 years ago, and they’d have to go through India and Southeast Asia to get there.”

      Wells agrees that there may have been early human forays into the Middle East, but argues that the Levant of 100,000 to 150,000 years ago was essentially an extension of northeastern Africa and was probably part of the original range of early Homo sapiens. These early settlers were replaced by Neandertals in the region about 80,000 years ago.

      “There’s a roughly 30,000-year gap in the archaeological record of Homo sapiens outside of Africa,” said Wells. “The real expansion occurred in the Upper Paleolithic (around 40,000 years ago) into the uncharted territory of Asia proper.”

      Brooks agrees there’s a gap, but puts it closer to 20,000 years.

      Richard Klein, an anthropologist at Stanford University, has one explanation for the gap and the subsequent waves of colonization beginning around 45,000 years ago.

      Klein thinks Homo sapiens may have been anatomically modern 150,000 years ago, but did not become behaviorally modern until about 50,000 years ago, when a genetic mutation related to cognition made us smarter.

      He theorizes that this change in thinking ability enabled modern humans to craft sophisticated tools, build permanent lodgings, hunt more effectively, and possibly develop language. It also led to greater travel.

      Other possible triggers for the burst of migration 45,000 years ago include an increase in population, which spurred competition and innovation; a change in diet, with consumption of more meat and fish; the acquisition of language; and climate change.

      Populating the Globe

      Wells says a second wave of hominids left Africa around 45,000 years ago, reproduced rapidly, and settled in the Middle East; smaller groups went off to India and China.
      Isolated by mountains and the sea for many generations, and exposed to a colder climate and less sunlight than in Africa, the Asian populations became paler over time.
      Around 40,000 years ago, as the grip of the Ice Age loosened and temperatures briefly became warmer, humans moved into Central Asia. Amid the bountiful grassy steppes, they multiplied quickly.

      “If Africa was the cradle of mankind, then Central Asia was its nursery,” said Wells. (Wells, ”Eğer Afrika İnsanlığın beşiğiyse, Orta Asya da Anaokuluydu” diyor)

      Around 35,000 years ago, small groups left Central Asia for Europe. Cold temperatures kept them there. Cut off from other groups, these migrants became paler and shorter than their African ancestors.

      From there, around 20,000 years ago, another small group of Central Asians moved farther north, into Siberia and the Arctic Circle. To minimize physical exposure to the extreme cold they developed, over many generations, stout trunks, stubby fingers, and short arms and legs.

      Finally, around 15,000 years ago, as another Ice Age began to wane, one small clan of Arctic dwellers followed the reindeer herd over the Bering Strait land bridge into North America.

      According to the genetic data, says Wells, this initial group may have included as few as two or three men—perhaps 10 to 20 people in all. Also isolated, they too acquired distinct physical characteristics.

      http://news.nationalgeographic.com/news/2002/12/1212_021213_journeyofman_2.html

    • Halil

      Ayrıca DNA’nın etniste için konuştuğunu da senden başkası bu kadar net söyleyemiyor. DNA uzmanımı sın bir şey bildiğini zanneden hase misisn

    • Halil

      Batılar türklere karşı Oidipus komleksiyapıyor yoksa sende de mi aynı kompleks var

      Al Anton senin için de bir tane haber daha:

      Ermeni DNA Projesi’ veya ‘Türk Çıkmak’ Korkusu

      Hovann Simonyan bir Ermenidir, Beyrut`ta doğdu, ikamet ettiği yer İsviçre , bazen Avrupa`da da yaşıyor , bazen de Amerika`da . Birkaç dil biliyor, son yıllarda çok ilginç projelere imza atmış. Son projesi DNA testleridir, yani insanların hangi millete , hangi halka ve ırka ait olması ile ilgili araştırmalar yapıyor… Yani çağdaş teknolojinin sağladığı imkanlardan yararlanarak laboratuvar analizleri götürmekti bu projenin temel amacı…

      DNA dünyada yeni tür çalışmalardır, insanın genetik soyunu tayin etmek için çağdaş bilimsel çalışma türüdür, laboratuvar yöntemi ile yapılan testtir . Bazı ülkelere gedip yetişmese de bir çok ülkelerde yıllardır gen laboratuvarları mevcuttur. Hovann Simonyan ve onun ortakları bu alanda uzman olmasalar da çok uyanıklar ve kendi milletlerinin yararına bir şeyler yapmak için bundan da yararlanmadığı düşünmüşler. Bu çalışmanın gerekli veya gereksiz olduğu ile ilgili hiçbir fikir yürütmeden böyle bir kanaate varabiliriz ki, Hovann Simonyan çok akıllı bir Ermenidir. Kendi taslağını öyle yerlerde ,öyle ülkelerde hayata geçirmeye çalışıyor ki , oradaki insanlar görünüşte biraz Ermeni’ye benzerler. Eğer test belli ederse ki, devletin, halkın ve toplumun veya bir milletin kökünde de bir Ermenilik yatıyor, derhal bu ortaya çıkarılır, yalnız o zaman proje yöneticileri hesap edecekler ki, hedef doğru seçilmiş , amaca ulaşılmıştır . Düşünün ki , örneğin , İspanya`nın Başkanı veya Başbakanı birdenbire , Hovann Simonyan’ın projesindeki testin sonucuna göre Ermeni çıkıyor. Ve yahut ABD’de önemli bir görevde olan birisi birden bire anlıyor ki onun kökeninde bir Ermenilik yatıyor. Bu kişi bir akşam İspanyol, ya da İngiliz olarak yatıyor, sabahleyin Ermeni olarak uyanıyor. Veyahut aksine. Bakın, bu proje sayesinde Ermenilerin sayısı da önemli ölçüde çoğalıyor … Bazı Ermenilerin böyle bir iddiası mevcut ki, Ermeniler dünyada bilinenden fazladır. Hatta iki katıdır söyleyenler var. Bakın amaç budur: Ermeni olup kendisini başka bir milletten zannedenleri geri döndürmek gerekiyor!

      Hovann Ermeniliğe, kendi halkına bundan iyi daha nasıl hizmet edilebilir ki… Ermeniler bu fırsatı hiç zaman kaçırmazlar, onlar biliyorlar ki , artık dünya öyle bir döneme yetişti ki , herhangi bir şahsın hangi millete , soya ait olmasını belirlemek çok da zor iş değil . Kendi ulusal kimliğinden kuşku duyanlar dünyada mevcut DNA Uzmanlarına başvurabilirler. En azından bu işin propagandası yapılacak. Çok ilginçtir ki, dünyada bu işi yürüten ve götüren kurumların ve şahısların çoğu Ermeniler.

      Adı geçen Avrupa ve Amerika`nın DNA testlerini dünyanın çeşitli yerlerinde gerçekleştiren National Geoqrafie Sosiety veya Family Tree DNA kurumlarının yöneticileri ve orada çalışanların neredeyse tamamı da Ermeniler .

      Dünyada bazılarının Ermeni olduğunu gün yüzüne çıkarmak için, en azından bazı gerçekleri belirlemek « görevini» ilk kez üstenen de Mark Arslan isimli bir Ermeni kökenli Amerikan vatandaşı olmuştur . Bu şahıs henüz 2002 yılında Ermenistan`ın Gegi bölgesinde bu işe başlamıştı . Fakat kısa bir zamanda proje durdurulmuştu . Nedeni ise o olmuştu ki, burada yaşayan Ermeniler soy köklerinin « belirsizliği »ni gerekçe getirmiştiler . Ermenistan basınında o zaman böyle bir yazı yayınlanmıştı ki , “ Geğililer Ermeni çıkmasalar bunun suçlusu kim olacak? ” İlkin test tespitlerine göre, Geği’den olan Ermeniler’in bir çoğu Ermeni değildiler , demek onlar kök , soy itibari ile Ermeni değillerse, acaba hangi millete mensup idiler? Bunu açıklamak çok zor olacaktı . Ermeni olmamak onları genel Ermeni halkından ayıracaktı mı? . Bu soru uzun zaman basında yer aldı, tartışıldı. Gerçek odur ki, Geği ahalisi Ermeni çıkmadı. Acaba onlar kim idiler?

      Türk mü? Aysoru mu? Suryani mi? Yezdi mi? Neden bu saklanıldı. Onlar Türk değil de adı geçen diğer başka bir millete ait olsaydı saklanmazdı. Bu benim fikrim değil, proje yöneticilerinden olan Mark Arslan’ın fikridir.

      Mark Arslan ( Arslanyan ) o zaman kendi kökeni için de test yaptırmıştı ve kendisi de dörtte bir Ermeni çıkmıştı , oysa Arslanın dedeleri 1915 Ermenilerin Doğu Anadolu’dan Tehcir ettirilmesi sırasında Türkiye`nin Erzurum şehrinden Halep`e , oradan da Amerika`ya göç etmişlerdi . Öncelerde Arslanyan soyadını taşıyan Markos`un soyu « saf » Ermeni çıkmalıydı. Zavalı Gegi köyü sakinlerini aslında kınamak olmazdı .Ermenistan’da böyle bir iddia var ki, her bir Ermeni’nin kökünde mutlaka bir Türklük yatıyor.

      Belli nedenlerle « Cegi – 2002 DNA testi »nin devamına Ermenistan’da izin verilmemiştir.« Cegi – 2002 DNA testi » durdurulsa da iyi finanse edilen bu projeden vazgeçilmedi. Ermeniler için yeni bir fırsat veren bu projenin «şeklini » değiştirdiler . 2005 yılında bu proje çalıştırma grubu on altı , 2006`da on dört , 2007 on dokuz , 2008`de yirmi üç test analizi yaptılar ve bunları donör kuruluşlara sundular . Başkanı adı geçen Ermeni kökenli Hovann Simonyan olan National Geographıs Society `ye yüklü miktarda para ayırdılar . Onlar ise dünyanın çeşitli yerlerinde, özellikle Ermenistan ve Türkiye`de DNA testi analizlerini genişletmek fikrine geldiler.

      Onlar dünyanın çeşitli ülkelerinde faaliyette olan test şirketleri ile anlaşma yaparak çalışmalarını sürdürmeğe başladılar. Bu iş zor mu? Mark Arslan’a göre, « proje hayata geçirilirken en zor iş insanları inandırmaktır .

      Ermenilerinse en çok korktukları testin sonucuna göre onların Türk çıkması idi . Bunun için çok çaba sarf ettik. Test analizi sırasında kökeni Türk çıkan Ermeni hatta bize rüşvet de teklif ediyordu ki, bu sonuçları açıklamayalım. Ama bununla ilgili bizim verdiğimiz vaade de onlar inanmıyorlardı. Ermenistan`da işimiz çok zor gidiyordu . ” Mark Arslan şöyle diyor .

      Acaba,“Ermeni DNA testi”ni hayata geçirmekte en temel amaç ne olmuştur?

      Ermeniler bununla bir çok şeyleri hedefliyorlardı . Burada temel amacın ne olduğu konusunda bu işi yapanların kendilerinden de farklı yaklaşımlar görülüyor. Ama bellidir ki, esas amaç Ermeni ailelerinin kökünü belirlemek ve onların soy araştırmaları aracılığıyla kimliklerini belirlemek idi .

      Proje genel olarak iki yönde yapılıyordu .

      Birincisi , Ermeni halkının genetik geçmişini öne çıkarmakla bu halkın daha yüksek ırka mensup olduğunu ispat etmek yönü .

      Bu zaman Ermeni halkının hayatında yaşanan ahali yerdeğişmelerinin, göçlerin, işgallerin ve açılımların tarihi etkisi araştırılarak ortaya böyle bir « ürün » bırakılmaları , Ermeni halkının Armenler’in , Hititler’in , Haylar’ın , Hayklar’ın , Huriler’in , Mitaniler’in , Urartular`in , friqlərin ve b . izleri vardır ve en eski dönemlerde Ermeniler yaşayan topraklarda işgal sonucunda bulunmuş uluslar- Asurlular , Kimmerler , Keltler , Yunanlılar , Partlar , Romalılar , İskitler , Makedonyalılar , Medler, Persler… Ermeni halkının oluşumunda önemli rol oynamıştır .

      İkincisi ise bu “soybilimciler” Ermeni diasporası temsilcilerinin yoğun olduğu ülkelerde tarihi belgeleri de ortaya koyarak nüfus sayımlarını , vatandaşlık kayıtlarını dikkate alarak Ermeni soyundan olanları araştırıyorlar . Örneğin, adı , soyadı ve tüm delilleri ile İngiliz olan bir kişiyi test ederek onu « Ermeni » etmek istiyorlar. Projeyi hayata geçirenlerin görüşüne göre tarih boyunca böyle Ermeni ailelerinin sayısı belki de şimdiki tüm Ermenilerin sayısına eşittir. Elbette şu an Ermenistan’ın yardıma ihtiyacı var. Bazı« önemli » ülkelerin Ermeni devlet adamları bilseler ki, onlar gerçekten köken olarak Ermenilerdir, kuşkusuz kendi halkına ilgileri değişecek ve Ana Vatana – Ermenistan`a onların da bir yardımı, katkısı olacak . Projede yer alan diğer bir kişi – gönüllü Peter Hraçdakyan ( o da Ermenidir) diyor ki, 1. Dünya Savaşı döneminde ve ondan sonra birbirlerini kaybetmiş Ermeni akrabalar bu test aracılığıyla birbirlerine kavuşacaklardır . Baba ve anne tarafından birbirine akraba olan kişilerde bu testler farklı yöntemlerle yapılacak .

      Projede temel figürlerden biri olan Hovann Simonyan Ermeni diasporasında çok önemli figürdür, Ermeni tarihi, tarihi coğrafya , Ermeni kültürü alanlarında faaliyet göstermiş birisidir . O , bu test analizlerinin yapılması ve bazı konuların aydınlatılmasının Ermeni tarihinde yararlı bir araç olacağına inanmaktadır . Ermeni tarihinde rolü olan meşhur ailelerinin de test edilmesi amaca uygun görülüyor . Belli ki, tarihte Ermeni soylu olarak bilinen bazı ailelerin de Ermeni olmadığı konusunda çok ciddi iddialar var . Örneğin, Dağlık Karabağ`dan olan Melik soylu aileler, Orbelyanlar, Arqutyanlar, Bagratyanlar vb . Bu proje onları kesin olarak “Ermeni etmelidir”.Ünlü kişilerin Ermeni olmadığına dair ileri sürülen görüşleri Ermeni DNA test projesi ile yalanlamak istiyorlar . Adı geçen bu ailelerin temsilcileri artık test edilmiştir. İlginç odur ki, bu sonuçlar ilan edilmiyor . Demek torbada « kedi » var , bu o demek ki, bu şahıslar da Ermeni çıkmamıştır. Eğer Ermeni çıksaydı çoktan basında gürültü koparılmıştı.

      2009 yılından , yani testlerin yaygın olarak yapıldığı zamandan beri ne kadar adam « test edilmiştir? » . Yaklaşık 500`den fazla . Ama dediğimiz gibi sonuçların çoğu «gizli» bulunduruluyor. Niçin ? Elbette , ben demezdim ki, bunların hepsi “Türk çıkmıştır» , fakat bu olgudur ki , bağımsız test merkezlerinde bu projeyi gerçekleştirenlerin gerçekten bundan kendi çıkarları için yararlanmak istedikleri dile getirilmiştir . Sonuçların aslında böyle « başarısız » alınması bu iş için uluslararası kurumları inandırarak onlardan büyük miktarda para alan Simonyan – Arslan – Hraçdakyan üçlüğünü yeni “çalışmalarla “ bu işe yeni ve farklı yön vermek isteği doğurmuştur : “Ermeniler ana ağacından da test edilecek” söylenen Ermeni DNA yöneticileri dünyayı inandırmağa çalışıyorlar ki, Ermeni soy ağacında çok keşfedilmemiş « dallar » var !

      2011 yılında Proje kapsamında 1000 kişi arasında böyle testler gerçekleştirildi ve ilginç manzara alındı:Ermeniliği kadınlar erkeklerden daha fazla taşıyor ve bu husus DNA uzmanı sayılan Levon Yepiskoposyan , Alain Hovhanyan , Pierre Zallouna , Richard Villems gibi DNA uzmanlarının tespitleri ile geniş ilgi görmüşdür. Bu , yüzlerce Ermeni`yi ilgilendirdi ve projeye « güveni » daha da artırdı . Bundan sonra bir çok Ermeni aileleri akrabalarını test yoluyla bulmak için onlara müracaat etmişlerdir . Proje yazarları bunu da değerlendireceklerini ve proje içine alacaklarını açık söylemişlerdir. DNA testi ile Ermenilerin listesini artırmak amacı asla saklanmamıştı . Şimdi de saklanmıyor.
      Yöneticiler Türkiye`de kripto – Ermeniler arasında, din değiştiren Kürt, alevi aileleri arasında da «aramaya çıkmak» fikrindeler . Onlar defalarca bu amaçla Türkiye`ye gelerek gönüllüler aramışlar . Örneğin, onlar hesap etmekteler ki, hemşinlilər , Dersim aşiretleri, Hayrumlar Smirna ( İzmir ) Katolikleri , «Türkleşmiş» Suriye ve Lübnan sakinleri hedefte. Projenin esas yöneticilerinden Hovann Simonyan bu amaçla « Hemşin » adlı dergi de yayınlamakta. Azerbaycan nasıl, bu projede olacak mı? Acaba bu projeden dışarıda mı? Onlar bunu dile getirmekteler ki, Azerbaycan`a gelmek henüz mümkün olmadığından «Azerileri» projeye dışarıdan çekmek istiyorlar…
      İşte böyle, Ermeniler DNA’ya da girişimde bulunmuşlar. İsviçre’de büyümüş, Kaliforniya`da ( ABD ) Üniversitede okumuş , Londra`da eğitimini sürdürmüş, Yakın ve Orta Doğu Araştırmalar Merkezi`nde çalışmış Hovann Simonyan bu proje ile ilgili dünyayı dolaşıyor ve Ermenilerin dünyanın en eski ari , yani , yüksek bir ırktan geldiğini ispat etmek istiyor. Ama boşuna…
      Bu test çalışmalarında çoğu zaman «ari ırktan» saymak istediği aile veya kişiler Türk çıkıyor. Buna göre Hovann ve proje arkadaşlarını Ermenistan`da hiç sevmiyorlar. Neden? Çünkü bu proje başlayandan bugüne kadar Ermenileri her an « Türk çıkmak» korkusu sarmış durumda.
      Doç. Dr. Gaffar ÇAKMAKLI MEHDİYEV

      • Anton

        ilmden korkmayin, hakikatlen yüzlesin, ermeniler kadar cesur ve merd olun, kendinize bi dna testi yaptirip öyle konusun, asimilasyoncu siyasete maruz kalan sirbistandaki fakir goranlarin yakasindakilere anlat derdini, makedonya cumhuriyetindeki torbeslerin tepesine binip parayla etnik sayimda türk dedirtenlere anlat derdini pontosun rumlarin hakkinda palavra yazan Erdoğan Altınkaynak’a anlat derdini bunlarin hepsi iftiracilik, inkarcilik ve bir insanlik sucudur. kazakistanda git güney amerikaya git orda ara derdini. azerilerin aslinin da hind-avrupa oldugu bilinmekte. azerbaycanca icâd edilen bir kelime. azerbaycanli icâd edilen bir kelime. selanikli mustafanin da genleri tespit edilicek hakikatler ortaya cikicak.

  2. ali

    salam fridun bey. manim elime bir nece guney den tapilmis esyalarin sekili kecib onlari size gursatmag istirdim .ama sizin email adresinizi aradim ama bolamadim. ola bilse manan alage saglayin. tesekorler.

  3. seyyed mohammad ebrahimi

    salamlar firidunbay yurulmiyasiz. mən guney azərbayjanin mugan mahalinin germi şəhrinnənəm. ilk dəfə sizi gunaztv verlişiylə tanidim sizin o danişiglariz inanin ki indidə cd yə kuçub əl -ələ gəzir.
    bu yaziz v kitabinizin çap olmasini gorub sevindim. alləriz agrimasin. man mualimməm v tabrizdə tarix oxiyiram. bizim dərs kitablari dogurdan yalniş sozlərlə duludur. kaş olaydi sizin kitablara əl tapib oxuya bileydik. hər halda dugurdan sevindim allah sizi bizə çox gormasim. imkan olsa istərdim imil ieləsizlə ilgi gatib bəzi fotolari sizə gondərəm. yazini ozunuz oxuyub onu yaymazsiz.

  4. aliabbas abdullayev

    cox guzel dogru yoldasiniz ugur olsun yasasin azerbaycan ve turkiye

  5. halil

    Anton’a cevap
    behey adam sana br kitap hacminde cevap verdim yine anlamadın mı. Yok anlamazlıktan geliyorsun
    Bu Hind-Avrupa masalına Rusya ile Çin ve hatta birçok Avrupalı bilgin bile itibar etmiyor. O sadece ispatsız kabulle dayatılmış Royal Society bilimi, Makedonya’da kim Türk yazdırmış. Makedonya Osmanlı nüfus sayımı yapmadan koparılmış. Bir palavrayı atarkan yada okuyup delil getiriken aslını esasına bak bir.
    Adamlar bugün de Türklüğü ile gurur duyuyor. Bir tane Makedonyalı Türk iie konuşmadığın da belli oluyor. Senin gibiler ancak ”emperyalist avcılara köpek” olan güruhlardır. Tıpkı önce Ruslar’a sonra Pakrudinu Ermenilerin Batı’ya hizmet ettikleri gibi..Ama onlar köpekler gibi kullanır fakat beslemekte isteksizdir. Dikkat et aç kalır başın sıkışırsa yine Türke muhtaç olursun.
    Onların bilimle falan işi olmaz, Onların amacı geçmişi kurgulayıp istedikleri şekilde gelecek hazırlamaktır.
    Bu yazıların da onu gösteriyor ki. Evet Balkanlardan (hatta kuzey afrkadan) Güney Amerika’ya kadar Türk geni kaynıyor. Seni daha doğrusu fikren beslendiği babalarını rahatsız eden de bu.
    Arkeolojik araştırmalarda bulunan onca kemiklere DNA testleri yapıyorlar öyle. Hiç, Hind-Avrupanın varlığını destekler sonuçlar çıkmazken her yerden Türk geni kaynıyor. Sonuçlar onun için de saklanıyor. Neden açıktan bir tane yazı yada yayın yok. Ama orada çalışan dürüst insanlar var ve çıkan sonuçları duyuruyorlar.
    Türklerin asimilasyoculuğu palavrasına gelince; terbiyesizlik yapma. Asıl asimilasyoncuların ağzı ile konuşup veli nimetine iftira atma. Hem siyaset yapıp hem bilimden konuşma.
    Behey, Ermeni misin Kürtcümüsün bilmiyorum, Tarihi iyi oku. Eğer Türkler yetişmeseydi Bizans ile Sasaniler sizi bitirecekti. Türkler yetişti de varlıklar olarak kaldınız. Eğer Türkler zamanında yetişmeseydi Balkanlarda Makedon, Sırp, Bulgar diye bir şey kalmayacaktı.
    Tarihi iyi oku Roma, Bizans ve Sasaniler kaç tane etnik toplumu tedrici olarak yok etmişler. Buna birçok Türk kavmi de dahil.
    Türkler hangi toplumu asimile edip yok etmiş
    Hala dünyada varsanız Türkler sayesinde varsınız.
    Utanmadan asimilasyoncuları babalarının ağzıyla Türke iftira atma. Dürüst ol ”avcı köpeği” olup da bilimden korkarken bu korkunu başkasına yansıtma

  6. Anton

    Halil isimli inkarciya son cevap!
    Türk dogmayip Türk olara ölenler kac milyon acaba? Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Metin Hülagü: “Biz Anadolu’ya geldiğimizde Kürtler de bu coğrafyada vardı”, Kürt doğup da Türk’ten daha Türkçü olan insanlar da var. Gerçekleri görmemiz lazım. Türk Tarih Kurumu akademik bir kurumdur, dolayısıyla akademik davranmak zorunda. Duygusal davranamayız. Kurumun gerçek neyse onu tespit edip, ona göre görüşler ortaya koyması gerekiyor. Kürt varsa Kürt’ü de görmek zorundayız. Onları tanımak, incelemek, onlara yer vermek zorundayız. Bu sadece Kürtler için değil başka unsurlar için de geçerli.” Röportajında Türk Tarihi Kurumu’nun Kürtlerle ortak bir tarih yaratamadığı konusuna da çok az değinen Hülagü, Safkan Türk değiliz diyerek cümlelerini bitirdi. “Ne mutlu Türk’üm diyene” söylemini de değerlendiren Hülagü ; O tarihte yorgun, kendine güvenemeyen, özgüvenini kaybetmiş bir millet var. İmparatorlukken parçalanıp, Anadolu’ya sığınmak zorunda kalmış, bütün gücünü kaybetmiş. Yeniden kendine güvenip, ruhunu şahlandırıp ayağa kalkması lazım. Nasıl kalkacak? “Damarlarındaki asil kan” demek, yani toplumu gaza getirmek lazım. Toplumu bütünleştirmek, ayağa kaldırmak, dayanışmayı sağlamak için gaza getirici sözler söylemek gerekir. Yoksa kimin kanı kimden üstün olabilir? “Ne mutlu Türk’üm diyene” (1933’de cikti) dedik her sabah, silah, sanayi, ilim, akademik olarak bakıldığında Türkiye kaçıncı sırada? Nasıl mutlu olacaksınız bu tabloda? O gün, o şartlarda söylenen sözleri bugün hâlâ sürdürürsek 100 yıl geride kalırız. Bugünün ihtiyacı farklıdır, bugüne özgü sözler söylemek gerekir” dedi. Rusya’nin denetiminde olan ve Türkçe konusan Tuvalarin Türkiye’deki insanlarla hic biri ile genetik irtibati yok. Yahudi Avram Galanti Türk irkcisidir. Türkcü zikkimini içenlerde hiç bir zaman müsahamah olmadi, misafirperverlik olmadi:
    ‘Anatolia’ isimli belgeselin Kayseri’deki çekimleri sırasında tarihi Kayseri Kalesi’nin surlarına Bizans’ı temsilen haçlı bir bayrak asılması 2008 yılında halkın galeyana gelmesine neden olmuştu. 50 kişilik bir grup, “Biz Müslümanız, bu haçlı bayraklarının burada ne işi var?” deyip, belgeseli çeken ekibe tepki göstermiş, bayarğı indirmek üzere harekete geçmişti. Tepkilerin artması üzerine belgeselin yönetmeni Tanyolaç Türkben, polisi arayarak yardım istemiş, haçlı bayraklar surlardan indirilmiş, 30 kişilik belgesel ekibi malzemelerini toplayıp bölgeden uzaklaşmıştı. Gümülcine’deki (Komotini) Kalkanca adlı Çingene mahallesi fanatik turkcu, Sahin isimli Pomak köyü türklestirildi. Türkceyi ceki duzen cektirmek icin tuttuklari adam soykirimdan kurtulmus bir Ermeni Hagop Martayan ise:
    ”herseyi öteki dediklerine borclular.”… bu harika söyleminizi birkaç örnekleme yaparak rasyonalize etmek istiyorum…hiçbir şey onlara ait değil…milli marşlarını bir Arnavut yazmış..istanbulun fethiyle övünürler..istanbulun fethi fikrini fatihe veren ve fatihi yetiştiren kişi molla gürani yani bir Kürd alimdir..anadoluyu girişleriyle övünürler…anadoluya girişleri yine Amed’de hüküm süren Merwani Kürd hanedanlıgının Silvan’dan 10 bin Kürt asker göndermesiyle olmuştur.. Kurtuluş savşıyla övünürler kurtuluş savaşı dedikleri tarihsel olay yine ümmet bilinciyle yapılmıştır..kurutuluş savaşı bir etnisite ugruna değil bir ümmetin yardımıyla yapılmıştır..kültürleriyle övünürler halbuki anadolu etnografyası tamamıyla ermeni rum süryani kürt etnografyası ile şekillenmiştir..türk kültürü dedikleri olgu bu halkların etnografik kültürünün üzerine şekillenmiştir..kendi aidiyetleriyle övündükleri hiçbir ”şey” onlara ait değil. 10. Yıl Marşı Jean-Jacques Rousseau’dan. Gençlik Marşı yani Dağ Başını Duman Almış’ın orijinalinin Felix Körling’e ait İsveç’in meşhur bir ormancı şarkısı olan “Tre Trallade Jantor” yani “Şakıyan Üç Genç Kız” olduğu biliniyor zaten. Burada dağdan gelen üç genç kızın biraz da erotikçe bir hikâyesi anlatılıyor. Memleketin tek memleket şarkısı “Bir başkadır benim memleketim”in Mireille Mathieu’nun Fransızcasını meşhur ettiği bir İsrail şarkısı olduğunu Ayten Alpman vefat edince yeniden hatırladık. En fenası tabii en sonda. İstiklal Marşı. Onun da “Carmen Silva” adında 1700’lerde ortaya çıkmış bir Alman şarkısından fazlasıyla esinlenmiş olduğu yolunda ciddi iddialar var. “Türk” terimi sadece Cumhuriyet ilk yıllarında ırka tekabül etmemiştir. “Türk” olmanın ve “Türklüğün” ırkla rabıtalandırılması Cumhuriyet öncesi dönemin fersah fersah öncesine kadar gider. Bilhassa etnoloji sahasında Mustafa Celâleddin Paşa tarafından 1869’da kaleme alınan “Eski ve Yeni Türkler” (Les Turcs ancients et modernes) başlıklı eser üzerinde konuşulmayı hak eder. Yusuf Akçuraoğlu’nun da büyük bir dikkatle incelediği bu eserde Mustafa Celâleddin Paşa-ki kendisi Nâzım Hikmet’in anne tarafından büyük dedesi olur- Türklerin bugün Avrupa’da oturan kavimlerin mensup olduğu ırktan geldiğini kanıtlamaya girişir. Yazar, bu ırka Turo-Ariyen adını verir. Amaç, Türklerin de bu ırktan geldiğini göstererek, Avrupa hükümetlerinin ve Avrupa halkının Türklere düşmanlıklarını azaltmaktır. Türkmanend sözcüğünün, Türke benzer anlamında Farsça bir sözcük olduğu konusunda hemfikiriz zaten. Ve bunu söyleyen de Ebul Gazi Bahadur han. Buna göre Türkmen sözcüğününün etimolojik kökenide Bahadur hanın dediği gibi Turkmanendden geliyor olmalı. R Hg’nin Orta Asya’da özellikle Türkmenistan’da diğer Türki boylara göre yüksek oluşunun sebebi ortaya çıkmış oluyor. Unutmamalı; Bazen fethedendir, fethedilen…(Kocaman, Karaman, Delismen, Danisman(d) hepsi farsça asilli) Türk sözcüğünü bir kimlik ifadesi olarak ilk defa Yeni Osmanlılar tarafından kullanılmıştı. Ancak aynı kavramın karşılığı olarak bazen MİLLET-İ OSMANİYE yada MİLLET-İ İSLAMİYE terimlerini de kullanmaları bu konuda düşüncelerinin ne kadar cok bulanık olduğunu gösteriyordu. Türklükle ilgili veya Türklerin uygarlık tarihi içerisinde yerini belirlemeye yönelik , bir bakıma Kültürel Türkcülük olarak nitelendirilebilecek olan çalışmalar Tanzimat dönemi aydınları ile başlatıla bilir. Türk filolojisinin temelleri MUSTAFA CELALEDDİN PAŞA (1826-1876) ile atılmıştı.Asıl adı CONSTANTİN BORZECKİ olan bu Polonya asilzadesi 1848 devrimine katıldığı için ülkesini terk etmek zorunda kalmış ve Osmanlıya sığınmıştı. Osmanlı ordusunda görev yapmış ve müslüman olup penisinin ucundaki deriyi aldirdiktan sonra MUSTAFA CELALEDDİN ismini almıştı. 1869 yılında fransızca olarak LES TURCS ANCİENS ET MODERNES (Eski ve yeni Türkler ) adında kaleme aldığı ve basımını İstanbuldaki COURRİER D’ORİENT basım evinde gerçekleştirdiği kitabında ilk defa Türk Tarihi konusunda dönemin mevcut anlayışının oldukça dışına çıkıyordu. Türklerin dünyanın en eski ve uygar kavimlerinden biri olduğu iddiasını kanıtlama çalıştığı bir eser yüzeysel kimi etimolojik kanıtlarla cüretli sonuçlara vardığı gerekçesi ile Osmanlı bilim çevreleri tarafından bolca eleştirildi. Maksad şeyi tenkid etmek değil unutma ve silme üzerine kurulu bir ulusal kimlik inşasını analiz etmek anlamak yani kendini ne hissediyosan osundur Halil.

    • halil

      Haa şimdi ne halt olduğun anlaşıldı
      Sen tam da dediim gibi önce Tebriz kütüphanesini soyup sonar Kürt üreten Minosrky ve Royal Society bilim le siyasi kürtçülük yapan bir ahmaksın. İyi ki Metin Hülagü öyle bir şey demiş. Yalnız Hakkari Taşları ve İslam tarihçileri kimin geldiğini kimin nerede olduğunu açıkça gösteriyor.
      Sana iki isim vereyim de gerçe tarihini bir kısmını öğren Ömer Özüyılmaz Kürtlerin ve Gurmancların Tarihi ve Kürdoloji Yalanları Geneti DNA’dan bahsediyorsun fakat oradaki veriler Metin Hülagu gibi açılım çanakçlarını ve çoğu kripto Ermeni siyasal Kürtçüleri yalanlıyor. Çünkü genetik veriler de buraya sizlerin Güney Azerbaycan’ın güney havalisi ve bir kısmınızın da Hindistandan (diyarbakır çingeneleri) geldiğinizi gösteriyor.
      Ama bu bilgiye sade burada rastlarsın iyi araştır: Aslınızın ne olduğuna tam karar veremesiniz de ve çoğunun turaniliği ispatlamış ama tarih karanlık eski toplumlardan atalar uydurmaya kalksanızda aslınız Sasani Şahı 2. Kavat’ın tampon olarak Bizans sınırına sürdüğü mahkumlardan türeyen ve ne yazık kı çoğu turani mahkumlardan türeyenlersiniz.
      Bu gerçeği Royal Societ babalarınız da Minorsky alimizde çok iyi bilir. Çünkü Firdevsinin Şehnamesinde gençlerin kafasını yiyen demirci Kava işte bu mazdekçi 2. Kavat.
      yoksa tarihte hiçbir ciddi alı gösterememiş ”kahraman Kürt milleti” başka trülü de gerçek tarihe oturtulamıyor zaten
      Sen aslını bulamaya bilirsin yada inkar edebilirsin ama Türk tarihine geçmiş değerli insanları aslı üzerine de siyasal Kürtçü martavallarıyla iftira atma Kayserini doğusunun hep Kürt olduğu ahmaklığının bir eseri olsa gerek Mola Gürani Kürt değil ve Fatih’e İstanbulu fetih teşvikini veren de Molla Gürani değil Akşemseddin. Sen tarih bilmiyorsan herkesi tarih bilmiyor zannetme
      Bir de şuna bak ve tam da tahmin ettiğim gibi ”sayyada hizmet eden avcı tazısı”: Bu da benim sana son cevabım.

      Türkler Kürt soyundan mı?

      Bir dostum, “Kürt Türk’ün tersidir” dedi. Meğer, her iki ismin de aynı harflerden oluştuğunu, sadece baştaki ve sondaki harflerin yer değiştirmesiyle birbirine dönüştüğünü söylemek istiyormuş!
      Bu bir nevi “etnik hurufilik” doğrusu beni pek sarmadı! Türkiye’de resmî tez mahiyetinde sayılabilecek görüşlerden biri, Kürtlerin Türk soylu bir kavim olduğudur. Bu konuda hayli zengin bir kitabiyat teşekkül ettiğini söyleyebiliriz.
      Türkler, hatta “türkçüler” Kürtlerin kendi soylarından geldiğini, kardeşleri olduğunu söyleyerek bir kabulde bulunuyorlar. Acaba Kürtler de böyle bir kabul içinde olmuşlar mıdır? Yani, kürtçü olup da “Türkler Kürt soyundandır” diye fikir öne süren, kitap yazan var mıdır?
      Sanmıyorum. Böyle bir şey gecikmiş milliyetçilikler için sözkonusu olmaz…
      Yalnız, bir zamanlar “kürtçü” olan bazı kalem sahiplerinin sonra tamamen zıt kutba kayıp, Kürtlerin Türklüğü konusunda kalem oynattıklarını, kitaplar yazdıklarını biliyoruz.
      Başta sözünü ettiğim egzantrik dostum, “bir kürtçü intihara kalkışırsa ne olur?” diye bir soru yöneltmez mi?
      “Biz burada ciddi mevzularla meşgulüz!” der gibi bakmış olmalıyım ki, hemen ne demek istediğini örnekleriyle açıkladı.
      “Diyarbekirli Mehmet Ziya Bey, gençliğinde kürtçü görüşlere sahip olmuştu. Hatta Kürt grameri filan yazmıştı. Bir bunalım geçirdi ve intihar etti. Ne oldu? Ölmedi tabiî, ölmedi ama türkçü oldu! Hatta ‘Türkçülüğün Esasları’nı yazdı.”
      Mehmet Ziya Bey, tahmin edileceği üzere, bizim “Ziya Gökalp” diye tanıdığımız meşhur düşünür, sosyolog ve ideolog.
      Dostum, galiba “bir çiçekle yaz olmaz” diyeceğimi tahmin ettiği için başka örneklerden bahsetmeye başladı. “Bir diğeri Mehmet Şükrü Sekban. Ergani doğumlu, Askerî Tıbbiye’de okudu. Kürt Terakki ve Teavün Cemiyeti’nin kurucularından. Bağdat’ta meşhur Kürt-Ermeni teşkilatı Hoybun Cemiyeti’nin başkanlığını da yapmış. Şükrü Bey’in intiharı farklı biraz. 1923’te Beyrut’da bir bildiri yayınlayarak Kürtlere muhtariyet (özerklik) verilmesini istemiş ve bunu Cemiyet-i Akvam’a (O zamanın Birleşmiş Milletler’i) da göndermiş. İşte Sekban’ın intiharı böyle! Ondan sonra kendini Kürtlerin tarihini araştırmaya adamış ve 1933 yılında yayınladığı kitapta, 37 yılını uğruna harcadığı Kürtlük hakkında araştırmalarının sonucunu şöyle özetlemiş: “Kürtler asla Ârî değildir, Samî de değildirler. Bazı Alman bilginlerinin iddialarına göre Kürtler Turanîdir… Hakikatde Türk, Kürt birer isimden başka bir şey ifade etmezler; bizim aile adımız Turanîdir.”
      Üçüncü bir örnek beklemiyordum. Fakat o da geldi: “Mes’ut Fânî. Hukukçu. İşgal sırasında Fransızlar, Cebeli Bereket (Osmaniye) valiliğine Mesut Fani’yi tayin etmişler. Milli Mücadele’den sonra 150’likler listesinde yer almış. Suriye’ye kaçmış. Oradan Fransa’ya gitmiş. Paris’te Kürtler üzerine doktora tezi hazırlamış. Onun intiharı da bu galiba! Bu doktora çalışması onu Kürtlerin Türk soylu olduğu düşüncesine götürmüş. Yüzellilikler affedilince, Türkiye’ye dönmüş…”
      “Bir kitap okudum, bu yazıyı yazdım”! Prof. Dr. Mehmet Bayraktar Hoca, “Kürtler Türklerin Nesi oluyor” diye bir kitap yazmış. Türkçe dışında, fransızca, arapça, farsça kaynaklara da başvurmuş. Batılı oryantalistlerin, Türk ve Kürt ilim adamlarının ve yazarların eserlerini elden geçirmiş. Onun kanaati şu: Kürtler kesinlikle Türk soylu. Konuyu saptırmak isteyen yabancı araştırmacılar, Kürtleri Medlere, Sümerlere, Sakalara, Gurlara vs. bağlıyorlar. Fakat, bütün bu kavimler Turanî’dir, Türktür, diyor.
      “Araştırmak, bilmek, öğrenmek kürtçülerin intiharı” gibi bir fikre varıyoruz sonunda! Hadi hayırlısı!
      Kürt İlhanı Alp-Urungu adına 7. yüzyılda Elegeş yazıtı dikilmiş. Elegeş Yenisey ırmağının bir kolu imiş… Kitap, başka örneklerle Kürt coğrafyasının Türkiye ve civarı ile sınırlı olmadığını gösteriyor. Sibirya’dan, Türkistan’dan ta nerelere kadar Kürtlerin yaşadığı topraklar var. Bir bakıma nerede Türkler var, orada Kürtler de mevcut…
      Hüseyin Namık Orkun’un “kürt” okuduğu kelimeyi Talat Tekin “körte” diye okumuş, “güzel” demekmiş “güzel il Han?” Biraz tuhaf ama. Bu mevzu ile ilgili bir yazıyı kürtçü olduğu anlaşılan bir sitede buldum, elbette Talat Tekin’e dört elle sarılmışlar. Yazı şöyle bitiyor:
      “Kürtlerin dil, tarih veya soy olarak Türklerle hiçbir ilgisi yoktur. Kürtler Türklükten uzaklaşmış bir Türk boyu da değildir.
      NOT: Kürdleri Türklerle birleştirmek isteyen forumlara bu yazıyı kopyalayınız. Çünkü bu kanıtlardan sonra Kürdlerin Türklerle hiçbir ama hiçbir ilgisinin olmadığı daha net anlaşılmaktadır.”
      Aman ha! Siz siz olun, Türklerle Kürtler arasında bir irtibat kurmaya çalışmayın! Hatta yüzlerce yıllık beraberliklerini de yok sayın!
      Bu yazıtlar malum, Yenisey havzasındaki Orkun, Selenga nehirleri etrafındadır. Selenga nehrinin nerede olduğunu anlamak için ansiklopediyi karıştırdım. Türk Ansiklopedisi’nde Selenga-Orhun tek madde halinde verilmişti. Her halde her ikisi tek nehir veya Selenga daha sonra Orhun ismini alıyor. Moğolistan’ın Hangay dağlarından doğar, kuzey doğuya doğru akar bu iki kol Moğolistan’la Rusya’nın Buryat sınırında, Kâhta’da birleşirmiş… Fesüphanallah! Bu işe Kâhtalı Mıço ne diyecek bakalım!
      D.Mehmet Doğan.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: